20 Ekim 2021, Çarşamba
Ana SayfaSağlık & GüzellikGüzellikYaşlanmak İstemiyor, Sağlıklı Olmak İstiyorsak...

Yaşlanmak İstemiyor, Sağlıklı Olmak İstiyorsak…

Hiç birimiz yaşlanmak istemiyor. Zaman geçsin ama biz genç ve sağlıklı görünelim istiyoruz. Kimimiz otuzunda, kimimiz ellisinde bilinçlenip yaşlanmayı durdurmaya yönelik işlemlere başvuruyoruz.

Sigara, güneş, alkol, çevre kirliliği, radyasyon, kötü beslenme ve hareketsiz yaşam bildiğimiz, konuştuğumuz yaşlanma sürecini olumsuz etkileyen faktörler. Oysa tehlike soframızda, her gün yediğimiz ve verdiği zararın farkında olmadığımız “şeker”! Şeker, hücrelerimizin enerji molekülü olup fazlası en az sigara kadar zararlı olabiliyor. Nasıl mı?

Bildiğimiz, insülin isimli bir hormon şekeri hücreye sokuyor ve hücre içinde şeker molekülünü enerji elde etmek için oksijenli ortamda parçalıyoruz. Bilmediğimiz ise, hücre içine giremeyen fazla şeker molekülünün kendisi, bulunduğu ortamdaki protein molekülü ile direkt etkileşime girebildiği ve şekerlenmiş protein dönüşümüne yol açtığı… Yaklaşık 3 haftanın sonunda bu şeker, o proteinin yapısını tamamen değiştirerek işlevsiz ve serbest oksijen radikali kadar “kararsız glikoproteine” dönüştürüyor.

Sonuçta, masum sandığımız şeker, yapıtaşımız olan proteinlerin sadece üç hafta içinde yapısını bozup işlevsiz hale getiriyor. Örneğin kanımızda dolaşan oksijen taşıyan protein, hemoglobin artık oksijen taşıyamaz hale geliyor. Gözümüzde biriken şeker, korneal proteini bozduğu için katarakt ve körlük yapıyor. Damar duvarında bulunan proteinler şekerleniyor, damarlar kasılamıyor, yüksek tansiyon hastalığı başlıyor. Kalp kası kasılamıyor, kalp yetmezliği ortaya çıkıyor. Sadece üç hafta içinde fazla yediğiniz şeker, bunu hergün, vücudumuzun tüm proteinlerine, tüm organlarında yapıyor.

Biz ömrümüz boyunca, her gün, harcayamayacağımız kadar çok şeker yiyoruz. Şekeri atmıyor vücudumuz, insülinin yettiği kadarı hücre içine sokuluyor, giremeyen fazlasını dokularımızda depoluyoruz.

Tek korkumuz ise kilo almak. Şeker kilo aldırmaktan öte bizi sinsi sinsi zehirliyor..

Gelelim cildimize… Cildimizin yapıtaşı olan proteinler; kollajen ve elastin lifleri işlevsiz hale getiren şeker, cildimizde geri dönüşümsüz elastikiyet kaybına ve sarkmalara, yaşlanmaya, bu şekilde yol açıyor. Ne kadar Mezoterapi, radyofrekans, lazer vs. yapalım, cildimizde birikmiş şekerin verdiği hasarı onarmamız mümkün olmuyor malesef.

Özetle yaşlanmaktan öte hastalanmak istemiyorsak ve Gençleşmek istiyorsak eğer, şeker yemeyelim!

Sağlıklı Cilt Ancak Doğru Beslenme İle Olur!

Ne yediğiniz genel sağlığınızı olduğu gibi cilt sağlığınızı da etkiliyor. Çekirdek, çikolata yedikten sonra ertesi sabah sivilce çıktığını pek çok kişi deneyimlemiştir. Ancak gerçekte durum biraz daha karışık ve vahim. Diyet alışkanlıklarımız; maruz kaldığımız çevresel toksinler, bedenimizin karşılanmayan uyku, rahatlama gibi temel ihtiyaçlarıyla birlikte genetiğimiz zemininde hangi cilt rahatsızlıklarının ortaya çıkacağını ve bunların şiddetini belirliyor.

Pek çoğumuz kaşıntı, egzama, kepek, sivilce, cilt mantarından şikayet ediyoruz, pek azımız ise her gün tükettiğimiz gıdaların bu şikayetleri etkileyebileceğini gözlemliyoruz.

Gıdalar kesinlikle masum değiller.

Günümüzün paketlenmiş ve son kullanım tarihli tüm ürünlerinin içeriğindeki; boyalar, ömür uzatıcılar, kıvam arttırıcılar, mikrop öldürücüler, tat ve koku vericiler gibi “katkı maddeleri” bazen bağırsaktaki probiyotik bakterileri öldürerek, bazen direk etki ile yangısal yanıt oluşturarak, başta sindirim sistemi olmak üzere zincirleme tüm sistemleri ve cilt sağlığımızı tehdit ediyor.

Savunma ve onarım mekanizmalarımız bozulduğunda, cilt yaşlanmasından, kanserlerine, egzamalardan, ürtikere, sivilceye, sedef hastalığından liken gibi kronik yangısal hastalıklara kadar pek çok cilt hastalığı görülmeye başlıyor. Yapılan kan tahlilleri büyük bir hasta grubunda “normal” oluyor ve güçlü ilaçlarla yapılan tedavilerle bir süre iyileşme elde ediliyor.

Günlük çöp gıda niteliğindeki kalorisi yüksek, besin değeri az olan beslenme alışkanlığı devam ettiği ve bedenin karşılanması zorunlu uyku, dinlenme, egzersiz, rahatlama gibi ihtiyaçları yeterince karşılanmadığı için bu iyileşme süreci kısa oluyor ve rahatsızlıklar tekrar ediyor. Oysaki beslenmemizde yapacağımız bazı değişiklikler, tüm bu cilt rahatsızlıklarının seyrini hafifletebilir, atakları önleyebilir. Ayrıca yan etkileri fazla olan ilaçların kullanım süresini, dozlarını azaltabilir.

Örneğin eskiden ergenlik dönemiyle sınırlı olan Akne vulgaris, sivilce hastalığı, günümüzde ergenlik döneminde başlayan ve ömür boyu süren bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Bu tablonun sık ve ömür boyu tekrarlar hale gelmesi, cildin yağ salgısının kalitesi, kişinin beslenme alışkanlığı ile direk ilişkili olduğu anlaşıldı. Bugün biliyoruz ki Omega3 den fakir, glisemik yükü fazla bir beslenme modeli, akne şiddetini arttırıyor. Ayrıca fabrika üretimi süt (özellikle UHT) içeriğindeki hormonlar (Büyüme hormonu, IGF-1) nedeniyle sivilceyi şiddetlendiriyor.

Başta buğday olmak üzere tahıllar, glisemik yüke ek olarak içerdiği gluten proteini sebebiyle, “aşırı geçirgen bağırsak sendromu“na yol açarak yangısal yanıtı değiştiriyor ve akneyi şiddetlendiriyor. Ve siz tüm bunlardan habersiz, reçete edilen bir sivilce ilacını sürerken, sivilcenizin neden geçmeyip, arttığını anlayamıyor, doğal olarak bunu ilaçların etkisizliğine, hekiminizin başarısızlığına bağlıyorsunuz. Haklı olabilirsiniz. Ancak bu yazıyı okuduktan sonra, aşağıdaki öneriler doğrultusunda beslenirseniz, sivilce sizin için artık tekrarlayan bir rahatsızlık olmaktan çıkabilir.

Akneli bir kişi, tüm paketlenmiş şekerli ve son kullanma tarihi olan tüm yiyecek ve içecekleri (sigara, alkol zaten yasak), başta buğday olmak üzere tüm tahılları ve süt ile süt ürünlerini kesmeli! Köy sütünden ev yapımı probiyotik yoğurt ve köy yumurtası bol bol tüketmeli, pazardan taze sebze ve sınırlı meyve tüketirken, omega 3 ve probiyotik takviyesi ile sindirim sistemini desteklemeli.

Dr. Özge Banu Öztürkhttps://www.dermaankara.com/
Uzman Dermatolog Doktor Özge Banu Öztürk Ankara’da bulunan muayenehanesinde hastalarını kabul etmektedir.
Benzer İçerikler

2 YORUM

  1. Kesinlikle beslenmesiz bir cilt bakımının hiç önemi yok. İyi beslenmiyorsak cilde dışarıdan yapılan uygulamalar hiçbir işe yaramıyor.

Yorum Yap

Güncel

İlginizi Çekebilir