20 Ekim 2021, Çarşamba
Ana SayfaPsikolojiRuh Sağlığını Korumak ve Toplumsal Dayanışma

Ruh Sağlığını Korumak ve Toplumsal Dayanışma

Psikiyatrik bir hastalığa yakalandınız mı ya da bir yakınınız psikiyatrik bir hastalık yaşadı mı?

Aile, okul, iş arkadaşlarınız yani tüm çevrenizi gözden geçirirseniz, herkesin psikiyatrik bir hastalıkla bir tanışıklığı olduğuna eminim. Depresyon, şizofreni, bipolar ve anksiyete bozukluğu, otizim öğrenme güçlüğü ya da dikkat eksikliği, hiper aktivite bozukluğu gibi… Bütün bu hastalıklar beynin benzer bölgelerini etkiler ve çeşitli derecelerde bilişsel işlevler kognisyonu, algıyı ve emosyonel regülasyonu bozar.

Dünya Sağlı Örgütü’ne göre dünya nüfusunun %20’si yaşamlarının herhangi bir döneminde, bir psikiyatrik hastalık geçirmektedir. Yani bunu matematiğe vurursak, bu, her beş kişilik grup oluşturduğumuzda birimizde psikiyatrik hastalık olacağı anlamına gelmektedir, yani hepimizin hayatında psikiyatrik hastalığa sahip bir kişi olmalı.

Bu kadar sık olmasına rağmen, pek çoğumuz doğru olmayan şu yaygın inanışlara sahibiz:

  • Psikiyatrik hastalığın ne olduğunu bilmiyoruz.
  • Bu hastalıklara karşı farkındalığımız yok, bu hastalıkları anlamıyoruz ve bununda ötesinde bilmekte istemiyoruz.
  • Bu hastalıklardan utandığımızı kabul etmiyoruz.
  • Psikiyatrik hastalıklar çok fazla damgalamaya maruz kalıyor.

Stigma yani damgalama, ayıp bulduğumuz saygı göstermediğimiz ya da utandığımız durumlar için kullanılır.

Psikiyatrik hastalıklar neden damgalananıyor

Peki psikiyatrik hastalıklar neden damgalanmak zorunda?

Damgalamanın ne olduğu hakkında konuşmak için bir düşünce egzersizi yapacak olursak, örneğin davet edildiğiniz bir doğum günü partisine hastalandığınız için katılamayacak olsanız, böbrek taşınız ya da migreniniz olduğunu ve ağrı kesici içip dinlenmeniz gerektiğini mi söylemek, depresyondayım intihar düşüncelerimle boğuşuyorum ya da panik ataklar geçiriyorum bir kaygı giderici yeşil reçete ilacımı içip dinlenmeye ihtiyacım var demek mi kolay gelir size?

Eğer psikiyatrik hastalıkların adını söylemektense tıbbi hastalıkların adını söylüyorsanız, o zaman sizin de damgalama yapan birisi olduğunu söyleyebiliriz.

Ben bir psikiyatrist olarak her gün stigma-damgalama ile karşılaşıyorum, hem de hayatımın her anında. Kendimi adadığım bu bilim dalı, bütün tıp uzmanlık alanları içinde en az güvenilen, en çok karalanan, kötülenen ve beğenilmeyen uzmanlık alanı… Diğer uzmanlık alanlarında olmayan çok büyük bir anti psikiyatri hareketi var. Psikiyatrik hastalıklarının, tıbbi hastalıklar olduğunu kabul etmiyorlar ve psikiyatriyi ortadan kaldırmak istiyorlar.

Oysaki psikiyatrik hastalıklar tıbbi hastalıklardır. Örneğin nasıl bir kalp hastalığında göğüs ağrısı belirtisi olursa, psikiyatrik hastalıklarda da depresyon bir belirti olarak karşımıza çıkar ya da nasıl bir akciğer hastalığında nefes darlığı olursa, derin nefes aldığını hissedememe duygusu da kaygı bozukluklarında ortaya çıkar. Ayrıca psikotik bozukluk, kalpte gördüğümüz aritmiler gibi bir tıbbi hastalıktır. Yani eğer kalp hastalığınız varsa nasıl göğüsten kalpten kaynaklanan çarpıntı nefes darlığı, göğüs ağrısı ve aritmi gibi belirtiler yaşarsanız, eğer bir psikiyatrik hastalığınız varsa depresyon ya da psikoz ya da anksiyete bozukluğu gibi belirtiler yaşarsınız, bunların birbirinden hiçbir farkı yok.

Ama beyin kalpten çok daha fazla komplike bir organdır. Vücudumuzdaki en karmaşık organ beynimizdir. Kalp dört odacıktan ve kalp damarlarından oluşan bir pompadır ve 2 milyon kalp kası hücresi sürekli kasılmayı sağlar. İnsan beyni ise yaklaşık 1,5 kg ağırlığında bir dokudur ve 100 milyar nöron yani sinir hücresinden oluşur. Bu sinir hücreleri birbirleriyle 30 trilyon bağlantı yaparlar. Her bir nöron diğer bir nöronla 15.000 sinaptik bağlantı kurabilir. Nöronların akson-dentritler aracılığıyla birbirleriyle kurduğu bağlantılar, nöral ağlarda birbirleriyle bağlantı kurup, beyinde daha büyük networkler oluşturur. Ve bunlar eşzamanlı olarak çalışarak çeşitli fonksiyonları yerine getirirler.

Bu işlevler bir taraftan nefes alma ateşin düzenlenmesi açlık hareketin düzenlenmesi sağlarken, bu bağlantılar aynı zamanda kişiliğinizi de oluşturur yani nasıl bir kişi olduğunuzu belirler.

Yaratıcılık beynin bir fonksiyonudur. Beyin insan ruhunun yer aldığı yapıdır. Neden beyni anlamanın bu kadar zor olduğunu, davranışla beyin ilişkisinin neden bu kadar geç kurulduğunu ya da psikiyatrik hastalıklarla beynin ilişkisinin nasıl bu kadar geç kurulduğunu anlamakta güçlük çekiyorsanız, bunun sebebinin onun en karmaşık organımız oluşunda yattığını görebilirsiniz.

İnsan tarihine bakarsak, tıpta damgalama-stigmanın bazı başka hastalıklar da yapılmış olduğunu görüyoruz. İnsanlar bugün beyin hastalıklarını damgalasa da tarihte insanlar bilmedikleri, anlayamadıkları ve korktukları başka bir sürü tıbbi hastalık ile bu tür hastalıkları açıklamaya çalışmışlardır. Tüberküloz Lepra kanser gibi… Ama belki de bu konuda nasibini almış en dramatik örnek AIDSdir.

1970’lerin sonunda ilk kez vakaların gözlendiği bu hastalıkta çok ciddi enfeksiyonlar olurdu ve bu hastaların sorununun sebebi tam olarak bulunamazdı. Bu yüzden o zamanlar bir tedavisi yoktu ve hastalar ölürlerdi. Ve bu durum bu hastalığın damgalanması stigmatize edilmesi için yeterli koşulu doğurmuştu.

1980’lerde daha tıp fakültesine başlamamışken, gazetelerden öğrendim bu korkunç hastalık, tıp fakültesine başladığımda ise bu hastalık hakkında eldeki bilgiler homoseksüeller, intro venöz madde kullanıcılarında bu hastalığın daha çok olduğunu göstermekteydi ve bu hastalıktan mustarip kişiler daha çok damgalanmaya başlanmıştı.

Ne kadar çok korkarsak o hastalıktan o kadar damgalarız. Çeşitli organizasyonlar, topluma bu hastalık hakkında gerçek bilgileri aktarmaya ve farkındalık yaratmaya başladılar. Hükümetler tüm dünya tarafından, bu hastalık konusunda araştırma yapmak için baskı altına alınmaya başlandı.

1984 yılında İki bilim adamı ilk kez virüsü tanımladı. 1987’de bu hastalığı tedavi eden ilk ilaç piyasaya sürüldü. Bunun sonucunda şuanda aids, diyabet gibi kronik ve ömür boyu süren ilaç tedavisi altında kalırsanız, ömür kısaltmayan bir hastalık oldu. Tedavi altında tamamen normal bir hayat yaşamanız mümkün. Bu kronik hastalık tanısını 1984’de alan ve bir yıl içinde ölen Rock Hudson’un aksine, 1991’de aids tanısı alan Magic Johnson, bu hastalığın tedavisi bulunduğu için oldukça sağlıklı normal bir hayat sürektedir halen.

İşte bu bilimin gücüdür; bilginin, farkındalığın ve etkili tedavileri bulabilmenin gücüdür.

Psikiyatrik hastalıklar sadece belirtileri gidermez

Tedaviler sadece hastalık belirtilerini gidermez; tedaviler aynı zamanda damgalamayı önler ve ön yargılardan kurtulmamızı sağlar. Biz hala psikiyatrik hastalıkların nedenleri konusunda yaptığımız araştırmalarda hala çok yeni şeyler öğrenebilmekteyiz. Hala yeni çığır açıcı bilgilere ulaşabilmekteyiz. Ama asıl önemlisi elimizde zaten çok etkili tedavilerin mevcut oluşu… Bu tedaviler bugüne kadar dünyada milyonlarca insanın iyilik haline katkı sağlamış, etkin tedavilerdir.

Pek çok vakada belki bu tedaviler sadece belirtileri gidermeyip, ayrıca insan hayatını tamamen değiştirici etki gösterebilmektedir. Örneğin psikiyatriye ilk başladığım zamanlarda bundan 20 yıl önce gördüğümüz hastalığı nedeniyle hayatı iyice karmaşıklaşmış, bir takım güvenlik arayıcı davranışlar ile ancak hayatını zorlukla sürdürebilen, ancak böyle dışarıya çıkabilen agorafobik panik atak hastalarını artık günümüzde görmüyoruz. Şu an artık o kadar komplike bir hal almadan hızlı bir şekilde hem ilaç hem de bilişsel davranışçı terapi tedavileri ile birkaç ayda normal işlevsel bir hayata dönmek mümkün. Örneğin panik atakların başka ek ruhsal sorunlara yol açması önlenebiliyor. Panik atak geçirenlerin, hızlı bir şekilde tamamen eski hayatlarına dönebilmeleri mümkün.

Tabi bütün psikiyatrik hastalıklar çok iyi sonuçlar veriyor diyemesek de, Alzheimer ve otizm gibi tedavi yanıtı çok iyi olmayan hastalıklar olsa da, ya da bütün hastalar panik atak tedavisi ne çok iyi yanıt vermeseler de, gene de elde ettiğimiz sonuçlar insanlık tarihine baktığımızda bu yüzyıl da çok yüz güldürücü hızlı ve etkin sonuçlar veriyor.

Örneğin psikiyatride en zor tedavi ettiğimiz durumlardan birisi olan borderline kişilik bozukluğu, genç erişkin dönemde başlayan genç insanları etkileyen ve çok fazla duygusal duyarlılık yaratan ve kendine zarar verici davranışların olduğu bu hastalıkta insanlarla etkileşim/iletişim olağanüstü seviyelerde bozulur. Bu davranış ve iletişim bozuklukları nedeniyle ailesi ve arkadaşlarının dahi uzaklaştığı bu kişileri tedavi etme konusunda psikiyatristler bile isteksiz olabilir.

Bu şekilde takip ettiğim iki genç hasta geliyor gözümün önüne… Travmalar, istismarla geçen çocuklukları, dürtüsel ergenlikleri ve uyguladığım ilaçlar; bilişsel müdahalelerin yanı sıra birlikte yapmaya çalıştığımız davranışçı teknikler ve tedaviden düştükleri zamanlar, korktuğum, endişelendiğim ve yapamadığımızı düşündüğüm zamanlar. Ama sonunda en korkutucu psikiyatrik tabloda olsalar dahi şimdi iyileşmiş olduklarını sağlıklı huzurlu yaşayışlarını ve yaşam döngülerinde başarıyla ilerlemiş olduklarını, hastalığın zararlı davranışları geride bırakmış olmalarını görmek, uzunlamasına takiple ancak iyilik halini gözlemleyebildiğimiz en karmaşık psikiyatrik hastalıklar da dahi iyileşmek mümkün artık!

Sonuç olarak bütün hastalıklar için çok etkin tedavilerimiz olmayabilir, bu hastalığa sahip bütün hastalar tedavileri çok iyi yanıt vermeyebilir ama ne olursa olsun psikiyatrik hastalıklar konusunda bütün insanlık tarihini gözden geçirdiğimizde bu yüzyılda çok büyük farklılıklar olduğunu çok net görebiliyoruz.

Bu yüzden artık korkmanıza gerek yok, bilgiye açık olmamıza gerek var!

Psikiyatrik tedaviler için aslında iki tane basit stratejiye ihtiyacımız var. Birincisi erken tanı almak ve ikincisi erken müdahaleye başlamak.

Bu da taramayı, koruyucu hekimliği, tarama çalışmalarının yapılmasını, aile hekimleri, halk sağlığı uzmanları, pediyatristlerin işbirliğini, okullarda üniversitelerde iş yerlerinde eğitimcilerin yöneticilerin işbirliğini, yapılacak önleyici çalışmaları ve risk altında olup olduğu tarama testlerinde ortaya çıkan kişilere erken müdahaleyi gerektiriyor.

Bu tedavileri insanlar için beraberce, ulaşılabilir hale getirebiliriz. Önüne engel koymaktansa, onları dışlamaktansa, onlardan korkmaktansa, onları damgalamaktansa, psikiyatrik hastalıklara sahip herkese yardım edebiliriz.

Psikiyatrist olarak amaçlarımdan birisi de herkese bunları anlatmaktır.

Konuşmamın başında bahsettiğim borderline bozukluğu olan hastalarımla kat ettiğimiz olumlu sonuçta en çok etkili olan şey, onlara gerçekten gönülden yardım etmeye çalışmak, onları yargılamamak ve kalbimle onlara da dokunmaya çalışmaktı

Gerçekten işe yarayan şey şefkattir.

Psikiyatrik tedavilerde şefkatin önemi

Benim tıbbi bilgim, ilaç bilgim, davranışçı terapi bilgim ve klinik becerilerim değil, onlara hissettirdiğim sevgi, şefkatimdi. Bu duygu sadece benim değil, hepimizin çevremize sunabileceğimiz çok insanca bir duygudur.

Bilim, psikiyatrik hastalıklar hakkında ilerlemeye devam etmekte ama insanlık olarak psikiyatrik hastalıkların önünde beraberce durabiliriz.

Tek yapmamız gereken şey şefkatimizi kimseden esirgememek, farkındalık yaratmak ve damgalamanın önüne geçmektir.

Toplum ruh sağlığı merkezinde ve psikiyatri servisinde birlikte çalıştığım hastalarımızdan sevgi ve şefkatini esirgemeyen geçmişteki ekip arkadaşlarıma ve şimdi Özgün Danışmanlık Merkezi’nde özveriyle koruyucu ruh sağlığı ve bütüncül sağlık için çalışan ekip arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.

Psikiyatrik tedaviler ekip çalışması gerektirir ama bunun yanı sıra toplumdaki tüm bireylerin insani şefkat duygularını birbirine aktarmasını gerektirir.

Dayanışma güçtür!

Dr. Özlem Öztürkhttps://www.ozlemozturk.com.tr/
Uzm. Dr. Özlem Öztürk 2019 yılında özel muayenehanesinde, 2020 yılında yıllardır özel ve kamuda birlikte çalıştığı psikoterapist ekibiyle kurduğu Özgün Danışmanlık Merkezinde çalışmalarını sürdürmeye devam etmektedir.
Benzer İçerikler

Yorum Yap

Güncel

İlginizi Çekebilir